bursa escort- bursa escort- bursa escort
Öğrenci Girişi
0.332 357 89 89

Hafta içi 08:00-18:00

Yanlış Yapmaktan Vazgeçmeyin

  Gelişen ve değişen dünyada çalışan insanlardan beklentiler, sadece mekanik bir şekilde tekrar eden hareketler zinciri değildir. İnsanların sadece bedenlerini işe getirdikleri dünya geçmişte kaldı. İnsanların artık fikirlerini, enerjisini, duygularını da işe getirmeleri isteniyor. Dünyanın en büyük şirketleri artık yenilikçi fikirler ile dünyaya özgün ürünler ortaya koyma çabaları içindeler. Örnek vermek gerekirse Google Şirketi Türkiye Temsilcisinin katılmış olduğu bir televizyon programında, “Google, çalışanlarına ne gibi imkanlar sunuyor?” sorusu üzerine çalışanlarının daha iyi fikirler bulması için gün içerisinde masa tenisi, uyku odaları, masaj gibi kendilerini zinde hissedebilecekleri çalışma ortamları yarattıklarını söylüyor. Özellikle beslenme uzmanları ile birlikte çalışanların yemeklerini keyifli bir şekilde yemelerini sağlayıp rahat ortamlarda yenilikçi fikirler bulmaları konusunda destekliyorlar. Peki ne için? Yaratıcı fikirler için.     
Nedir yaratıcı düşünme? Türk Dil Kurumu bu terimi bize şu şekilde açıklamaktadır: Buluşçu, yenilik arayan ya da eski sorunlara yeni çözümler getiren ve özgün düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlayan bir düşünme biçimi. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: “Anayoldan ayrılma, deneye açık olma ve kalıplardan kurtulma” yaratıcılığı tanımlamada kullanılan anahtar kavramlardır (Özden, 2005 ).     
Yanımızdan ayıramadığımız, yanlışlıkla onsuz dışarı çıksak kendimizi eksik hissettiğimiz, her an bir boşlukta elimize alıp kurcaladığımız telefonlarımızı mezarından kaldırıp Alexander Graham Bell’e göstersek, oldukça şaşıracaktır. Halbuki ilk kez telefonu icat ederek müthiş bir buluşa imza atan Sayın Graham, o dönemin en parlak icadını gerçekleştirmişti ve o dönemde birçok insan bu icadın daha fazla geliştirilemeyeceği kanaatindeydi. Fakat o zamanın muhteşem icadı olan telefonun üzerine kalıplardan sıyrılarak yaratıcı fikirlerini ortaya koyan Martin Cooper, 1973’te ilk cep telefonunu üretmiştir. Sanıldığı gibi cebe sığmayan ilk cep telefonu; 850 gram ağırlığında, 25 cm yüksekliğinde, 8 cm derinliğinde ve 4 cm genişliğindeydi lakin dönemin en harikulade buluşuydu. Fakat 44 yıl önce bulunan ilk tuğla büyüklüğündeki telefonlar şu an deneye açık olan ve genel geçer yoldan sıyrılan bilim insanları tarafından iletişimi, haberleşmeyi ulusal değil küresel düzeyde saniyelere indirgemiş ve deyim yerindeyse dünyanın küçüklüğünü kanıtlamıştır.     
Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde iş örgütlerinin bireyden beklentisine bağlı olarak eğitim sistemlerinden de beklentiler artmıştır. Öğrencilerin yalnızca verilen kazanımları öğrenmesi değil yaratıcılık, girişimcilik, eleştirel düşünme gibi becerilerin de öğrenilmiş olması istenmektedir.      Eğer önümüzde bir grafik olsaydı muhtemelen grafiğimiz çocuklukta yaratıcılığımızın en yüksek seviyede olduğu dönemi, okula girip insanlarla karşılaştıkça yaratıcılığın düşeceğini görürdük. Pablo Picasso’nun şu sözü tam olarak bu söylediğimize kanıt niteliğindedir; “Tüm çocuklar sanatçı olarak doğarlar ve büyüdükçe sanatçı kalamazlar.”     
Nedir acaba bunun sebebi? Warwick Üniversitesi Profesörü Sir Kenneth Robinson’a göre “Eğer yanlış yapmaya hazırlıklı değilseniz hiçbir zaman orijinal bir şey ortaya koyamazsanız.” Çocukken yanlış yapmaktan korkmazken büyüdükçe yanlış yapmak bizi utandırıyor. Bunun da sebebi eğitim sistemlerindeki en temel yanlışlardan birisi olan “hangisi daha çok diğerlerine benziyorsa başarılıdır” ilkesi. Dünya nüfusu yaklaşık 7,44 milyar ve birbirinden farklı olan insan sayısı da yaklaşık 7,44 milyar. Tüm insanlar birbirinden farklı özelliklere, farklı yeteneklere, farklı öğrenme şekillerine sahipler.    
Yaratıcılığı yüksek olan bireylerin özelliklerine bakalım. Yaratıcı bireylerin özellikleri: Aniden konuşmak, kurallara uymamak, kendi kurallarını koymak, heyecanlı olmak, bireysel davranmak, risk almak, az hoşgörülü olmak, hayır yanıtını kabul etmemek (Bolat, 2016). Özelliklerin yalnızca birkaçını ele aldığımızı göz önünde bulunduracak olursak acaba hangileri öğretmenin sevdiği öğrenci özellikleridir? Çoğu öğretmen sınıfta kontrolün kendisinde olmasını ve öğretme eylemini tek başına yönetmeyi ister. Sorulduğu zaman “yaratıcı öğrenciyi severim” diyen öğretmenlerin, yaratıcı öğrencilerin özelliklerine bakıldığında çok da sevdikleri söylenemez. Yaratıcılık potansiyeli yüksek bireylerin hem toplumun genelinde hem de okulda öğretmenler, akran grupları ya da benzeri gruplar tarafından hoş görülmediği de araştırmacılar tarafından da onaylanmıştır (Orhon, 2014).    
Eğer Michael Jordan, Thomas Edison, Albert Einstein, Armstrong, Beethoven öğretmenlerini ve akran gruplarını dinleyip yanlış yapmaktan vazgeçselerdi bu isimler size hiçbir anlam ifade etmeyecekti.     Doğuştan sanatçı olan çocuklarımızın büyürken sanatçılığını kaybediyorsak, tüm yaratıcılıklarını okulda, sınıf ortamlarında heba ediyorsak düşünen fikir üreten toplumu nasıl oluşturabiliriz? Şimdi biz tüm öğretmenler ve veliler haydi herkesi biraz daha yanlış yapmaya cesaretlendirelim doğruyu bulana dek
____________________________________________________________________
Kaynakça:
Bolat, Ö. (2016). Beni Ödülle Cezalandırma. İstanbul: Doğan Egmont Yayıncılık.Orhon, G. (2014). Yaratıcılık: Nörofizyolojik, Felsefi ve Eğitsel Temeller. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık.Özden, Y. (2005 ). Öğrenme ve Öğretme. Ankara: Pegem Yayıncılık.

Yorumlar